|
|
|
|
 
 


 
 



 
 
 

GÜNCEL

 
  YAZILAR  

Zorunlu Bir Açıklama

Tüm macera, BSB'nin TC Kültür Bakanlığı Destekleme Kurulu'na temsilci olarak beni seçmesiyle başladı. Kurulun çalışma biçimi hakkında yaptığımız ilk toplantıda kurulun o zamanki başkanı Abdurrahman Çelik, MİT'in Kutluğ Ataman'ın ‘Palto' isimli projesinin desteklenmesini istemediğini söyledi. Tabii bu, Çelik'in ifadesine göre kurul üyelerine gönderilen bir emir değil, sadece bir ‘şerh'ti. Daha sonra basında patlak verdiğinde bu olaya dair basın açıklaması yapan MİT, kesinlikle böyle bir çalışma yapılmadığını duyurdu. Gerçekten de MİT böyle bir şey yapmamış olabilir; belki de bakanlık içindeki bazı gruplar özellikle ideolojik nedenlerle projeden hoşlanmamış ve bunu kurula bu şekilde yansıtmış olabilirler. Fakat bu, ne yazık ki Abdurrahman Çelik'in söylediklerini ve yaşananları değiştirmiyor. Sonuç olarak proje, benim olumlu oyuma rağmen, oy çokluğuyla reddedildi. Ben projeyi çok iyi bulduğum için onaylamıştım. Onaylamayan üyelerin nasıl bulduğunu ya da ne düşündüğünü bilmiyorum.

Fakat konu henüz kapanmamıştı.

Destekleme Kurulu'nun 2005 yılı ikinci dönem çalışmalarının ardından, özellikle belgesel yapım alanında bakanlığa proje veren bazı ‘tüccar firmalar'ı afişe etmek amacıyla Temmuz 2005'te Radikal Gazetesi'nden Olkan Özyurt'a bir mülakat verdim. Söyleşimizin bir yerinde Özyurt “Kurul olarak hiç baskı gördünüz mü?” sorusunu yönelttiğinde, birkaç gün sonra gazetenin manşetine taşınacak olan bu olaydan söz ettim. “MİT SİNEMAYA DA EL ATTI” başlıklı haberin ardından telefonum birkaç gün boyunca neredeyse durmak bilmeksizin çaldı. Bir çok gazete ve dergi bu konuyla ilgili olarak röportaj yapmak istiyordu. Çoğuna aynı cevabı veriyordum: “Arkadaşlar, artık bu konunun nesini haber yapacaksınız ki? Radikal zaten manşetten duyurdu. Sizin yapacağınız yayın, basit bir tekrardan başka bir şey olmaz. Zaten benim Radikal'deki röportajda asıl vurgulamak istediğim, son yıllarda uygulanan para dağıtım politikalarından dolayı bakanlığın aslında belgeselci falan olmayan bazı sahtekarlar tarafından nasıl arpalığa dönüştürüldüğüydü. Fakat ne yazık ki ‘MİT müdahalesi' söylentisinin bu kadar ön plana çıkarılması, bence çok daha önemli olan bu konunun kaybolmasına yol açtı. İstiyorsanız bu konu hakkında söyleşebiliriz.” Söz konusu yayın organlarından sadece ikisi, Birgün Gazetesi ve Vatan Yayın Grubu'ndan Haftalık Dergisi bu konuya ilgi gösterdi. Böylece Destekleme Kurulu'nun çalışma biçimine ve ‘güya belgesel' projeleriyle bakanlığı arpalık olarak kullanmayı sürdüren tüccarlara dair iyi bir röportaj, Sen-Der'den Ahmet Haluk Ünal'ın büyük katkısıyla Birgün Gazetesi'nde yayımlandı. Haftalık Dergisi'nden Ali Kemal Erdem isimli bir delikanlıyla yaptığımız uzun röportaj ise yayımlanmadı.

Aradan aylar geçti. 5 Ocak 2006 Perşembe akşamı Ali Kemal Erdem telefonla arayarak Vatan Gazetesi'nin hafta sonu eklerinden birinin, ta Temmuz ayında yaptığımız bu söyleşiyi kullanmak istediğini söyledi. Aradan uzun zaman geçtiğini, söz konusu röportajın metnini tekrar görmem gerektiğini belirttim. Yaklaşık 10 dakika sonra Ali Kemal Erdem'in gönderdiği metni okumaya başlamıştım. Röportajın çözümlenerek yazıya dökülmesi sırasında ciddi hatalar yapılmıştı, örneğin BSB'den Belgesel Film Yapımcıları Derneği şeklinde bahsediliyordu, ya da TL ile YTL birbirine girmiş, kurulun dağıttığı paranın miktarı alıp başını gitmişti. Yapabildiğim kadar düzeltme yapıp Ali Kemal Erdem'e geri gönderdiğim röportajda özetle Destekleme Kurulu'na gönderilen Belgesel Yapım projelerinin önemli bir çoğunluğunun belgesel falan olmadığını, bunların bazı resimli kitaplardan yapılacak çekimlerin üzerine döşenecek ansiklopedik bilgilerden ibaret ve en kalitesizinden ‘bilgisel film'ler olduğunu, bu tüccar firmaların önünün kesilmesi ve bakanlığın bundan böyle arpalık olarak görülmesinin önlenmesi gerektiğini söylüyordum. Bunun yolu, kurulun bu tür projeleri reddetmesiydi. Oysa ne yazık ki tüm uğraşlarıma rağmen desteklenmesine karar verilen belgesel projelerinin yanı sıra bu tür sahtekarca projelerin de desteklenmesini engelleyememiştim; kurul üyelerinden bazıları başlıklarını çekici ve konularını ilginç bulduğu için, bazıları da bilmediğim başka nedenlerle, aslında önünü kesmemiz gereken bu çalışmaları onaylamışlardı. Bu projelerden bazılarını örnekleyerek durumun vahametini anlatmaya çalıştığım röportajın düzeltilmiş halini Ali Kemal Erdem'e gönderirken, hasbelkader sahip olduğum gazetecilik deneyimimden yola çıkarak şu istekte bulunmayı da ihmal etmemiştim: "Sizden bir ricam var: Bu röportajı kullanacak arkadaşlar da büyük olasılıkla bazı yerlerini keseceklerdir. Kesilmiş halini bana göndermelerini sağlayabilir ve tam yayın tarihini bildirirseniz sevinirim."

Oysa 8 Ocak 2006 tarihli Vatan Pazar ekinde yayımlanan ‘şey' benimle yapılmış bir röportaj değil, söz konusu röportajın bazı cümleleri son derece akıldışı ve ahlaksız biçimde bağlamından koparılarak üretilmiş bir ‘yalan haber'di.

Aynı günün akşamı, tüm aramalarıma rağmen ne gazetede ne de internet sitesinde gazete yönetimine dair herhangi bir e-mail adresi bulamadığım için mecburen sadece Ali Kemal Erdem'e, “Sorumsuz gazetecilik örneği” başlıklı bir e-mail aracılığıyla şu şekilde sitemlerimi bildirdim:

“Değerli Ali Kemal Bey, merhaba;

Bugünkü Vatan Pazar ekinde yayımlanan haber, benim söylediklerimin epey dışında ifadeler içeren bir metne dönüşmüş. Ben kısaca 'belgeselci değil tüccar firmalar' seklinde tanımladığım ve kendilerinden epey dertli olduğum sahtekarlarla, bakanlığı arpalığa dönüştüren dolandırıcılarla ilgili konuşmuş, bunların çalışma biçimlerine dair örnekli açıklamalar yapmış, devletin söz konusu parayı dağıtırken ne kadar dikkatli olması gerektiğini vurgulamaya çalışmıştım.

Oysa bahsi geçen haberde benim sözlerim öyle kırpılmış öyle kırpılmış ve öyle bazi yerleri ön plana çıkarılmış ki, sanki destek alan tüm projeleri 'sahtekar' olarak niteliyormuşum gibi bir anlam yapısı oluşmuş. Oysa destek alan bu projeler arasında tek kelimeyle mükemmel belgeseller de var. Fakat Vatan gazeteciliği sayesinde ne yazık ki iyisiyle kötüsüyle hepsi okka altına gitmiş oldu. Haberin başlığı bile o kadar itici ki: "Belgeseli yap, devletten parayı kap". Sadece bu başlık bile, Kültür Bakanlığı Destekleme Kurulu'na başvuran iyi belgesel projelerini de şaibe altına sokuyor.

Neresinden bakarsanız bakın, bu olayda Vatan gazetesi son derece kötü, son derece sorumsuz, son derece yanıltıcı, son derece yanlış bir habercilik yapmış oldu. Oysa ben sizinle son yazışmamızda, anımsayacaksınız, su satırları yazmıştım: "Sizden bir ricam var: Bu röportajı kullanacak arkadaşlar da büyük olasılıkla bazı yerlerini keseceklerdir. Kesilmiş halini bana göndermelerini sağlayabilir ve tam yayın tarihini bildirirseniz sevinirim."

Eger bunu yapsaydınız metni birlikte gözden geçirebilirdik, ya da bu haliyle yayımlanmasına kesinlikle izin vermezdim, çünkü bu haberde geçen ifadeler benim düşündüklerimin dışında bir yerde gelişiyor.

Sizin bu olayda ne kadar dahliniz var bilmiyorum ama, Vatan gazetesine, sırf aynı sayfada yer alan 'toplara 260 km. hızla vurabilen adam' başlıklı muhteşem(!) yazıya daha fazla yer ayırabilmek için, söylediğim sözleri gerçek anlamından uzaklaştıracak biçimde kesip, bir çok kişinin yaşadığını duyduğum bir 'medya saptırması olayı'nı bana da yaşattığı, böylece okuldaki öğrencilerime "Nasıl gazetecilik yapılmaz!" konulu bir ders malzemesi çıkardığı, son olarak da bu gazeteyi ve grubunun diğer yayın organlarını niçin almadığımı ve bundan sonra da niçin almamam gerektiğini bana tekrar hatırlattığı için teşekkür ederim.

Benim söyleyeceklerim bu kadar... Fakat Belgesel Sinemacılar Birliği'nin de bu haberin arkasını bırakmayarak kurumsal ve resmi düzeyde tepkisini göstereceğini sanıyorum.

Üzüntü dolu selamlarımla,

Ugur Kutay”

Aradan üç gün geçti ve 11 Ocak 2006 tarihinde Ali Kemal Erdem'den şu cevap geldi –tek bir virgülüne bile dokunmadan aktarıyorum:

“Merhaba Uğur Bey. Herşeyden önce iyi bayramlar. İzin kullandığım içim mailinizi yeni gördüm. Haberin çıktığı eki yeni inceleme şansı buldum.Herşeyden önce olayın benle ilgisi yok. Zaten benle ilgisi olsa akşam saatinde size ulaşıp tekrar kontrol etmenizi rica etmezdim. Sizinle üzerine mutabık kaldığımız yazıyı ben talep doğrultusunda ek yöneticilerine teslim ettim. Onlarla direk bir bağlantım olmadığı için haberin sayfa aşamasında bulunmadım.Zaman zaman bizim dergi muhabirlerinden haber alırlar. Ancak sayfaya ne şekilde gireceği onların denetiminde. Bizim müdahalemiz olmuyor. Haberi okudum. Aslında haberdeki cümleleri kullanmışlar büyük ölçüde. Ancak röportaj tamamıyla kullanılmadığı için konu tam aktarılamamış. Ekteki arkadaşlara sordum ancak sayfada yer kalmadığı için haberin tamamıyla kullanılmadığını söylediler. Yani kısaltmadan kaynaklanan bir eksiklik olmuş. Yani arkadaşlarımızın konuyu çarptırmak gibi amacı kesinlikle olduğunu sanmam. Ancak yine de elimde olmayan bir nedenle sizi üzdüysem özür dilerim.”

Gazetecilik anlayışının bu şekilde geliştiği, bir röportajı anlamı tümüyle değişecek biçimde kesip biçmenin ‘çarpıtmak' olarak algılanmadığı bir ülkede, başınıza böyle bir olay geldiğinde ne yapabilirsiniz ki? En fazla, oturup başınıza gelenleri paylaşır, yanlış anlaşılmaları gidermeye çalışırsınız.

Benim bu yazıyla yapmaya çalıştığım da buydu.

Uğur Kutay

GÜNCEL
Zorunlu Bir Açıklama

Uğur Kutay


2. TÜRKİYE-YUNANİSTAN
BELGESEL FİLM FESTİVALİ


Sözlü Tarih Atölyesi: "Muğla'da Güz Baharı"
Bahriye Kabadayı


Muğla Yolculuğundan Notlar
Ümit Kıvanç


Sözlü Tarih Açısından Yararlı Bir Buluşma
Şehbal Şenyurt


Bir de Duyurulabilseydi..
Mihriban Tanık

MEDIMED 2005

Proje Sunumu İçin Püf Noktaları
Sezgin Türk

TORİNO FİLM FESTİVALİ 2005

Bir Şehir, İki Film, Bir Müze
Necati Sönmez

 


|
|
|
|
|
|
|
| |

Copyright © 2005 Belgesel Sinemacılar Birliği. Tüm hakları saklıdır. info@bsb-adf.org www.bsb-adf.org