Camianın parçası olmak
Belgesel Sinemacılar Birliği'nin "Belgesel Proje Geliştirme ve Uluslararası Ortak Yapım Atölyesi'ne projemin kabul edildiğini öğrendiğimde doğrusu kafamda katılıp katılmama konusunda bazı sorular vardı. Aslında atölye tarihleri süresince ABD'de olacaktım, fakat atölyeye katılmak için programımı değiştirip Türkiye'ye erken döndüm. Bu çok da doğru bir karar olmuş, çünkü keşfetmemin belki de yıllar alacağı Avrupa ortak yapım konusunun inceliklerini şimdi çok daha iyi görebiliyorum. Ayrıca projeme Avrupa'dan finansal kaynak bulmak için bir çok bağlantı edindim.
Avrupalı televizyoncuların kafalarında ne var, "commissioning editor"'ler hangi kriterleri göz önüne alarak program düzenliyor, Avrupa televizyonlarında belgesel satın alma mekanizması nasıl çalışıyor, projelerimizi büyük "pitching forum"larda nasıl daha etkileyici bir şekilde sunabiliriz gibi soruların cevaplarını atölyeye katılan beş profesyonel beş gün boyunca bize hayattan örnekler sunarak, ürettikleri belgeseller üzerinde tartışarak canla başla aktardılar. Böylece hem proje sahipleri hem gözlemciler olarak uluslararası belgesel pazarının işleyiş mekanizmasını daha iyi kavradık, Avrupa belgesel piyasasının tecrübeli isimlerinin birebir yardımlarıyla projelerimizi geliştirme fırsatı bulduk.
Türkiyeli belgeselciler olarak birbirimizi ve projelerimizi daha yakından tanıyarak, bağlantı ağımızı genişlettik. Bu atölye, ülkemizde uluslararası platformlarda sesini duyuran yeni bir belgesel sinema geleneğinin oluşması açısından çok önemli bir ilk adım oldu.
Eğitmenler uluslararası platformda var olabilmek için ne gibi adımları takip etmemiz gerektiğini net bir şekilde sunarken, Avrupa'da, geliştirmekte olduğumuz filmlerimiz için ortak yapım formüllerinden bağımsız para bulma şansımızın pek olmadığını görmek sanırım hepimizin zaman zaman karamsarlığa ve kızgınlığa kapılmasına sebep oldu. Projelerimizin süresinin, içeriğinin, görsel üslubumuzun ve bütçelerinin bu ortak yapım kodlarına bağımlı olmasını "bağımsız" kimliğimize yakıştıramadık. Fakat bizden çok daha güçlü bir belgesel geleneği ve pazarı olan Avrupa piyasasının gerçeklerini yadsıyamazdık.
European Documentary Network'un şimdiki başkanı Leena Pasanen aslında bu piyasada güçlü hikayelerin güçlü belgesellere dönüşmesinin yolunun insan tanımaktan geçtiğini vurguladı. Avrupalı "commissioning editor"ler ve prodüktörlerin genelde birbirini tanıyan küçük bir camia olduğunu anladık. Leena ve diğer tüm eğitmenler, bu camianın ortak dilinin bir parçası olmamız için biz bağımsız belgeselcilere, Avrupa'da düzenlenen atölyelere ve pitching forum'lara katılmamızı tavsiye etti. (Bu atölyeler ve forumlar hakkında bilgiye www.edn.dk'dan ulaşılabilir.)
Gerçek şu ki, gelişme aşamasında olan projeler, ARTE, ZDF gibi televizyon editörlerine ulaştığında, editörlerin projenin içeriğinden çok öncelikle ilgilendikleri yön, belgeselin yönetmenini tanıyıp tanımadıkları, prodüktörünün güvenilir bir prodüktör olup olmadığı.
ARTE televizyonundan Madeleine Avramoussis'in de belirttiği gibi, hiç bir TV editörü işini bilmeyen bir prodüktörle zaman kaybetmek istemiyor. Bu açıdan biz genç belgeselcilerin, Avrupa'dan finansman sağlamamız için projemizi öncelikle sağlam bir prodüktöre inandırmamız gerekiyor. Bunun birinci adımı da ilk filmlerimizin önemli belgesel festivallerine kabul edilmiş olması. Bundan sonraki adım, finansman kaynağı bulmaya çalıştığımız yeni projemizin teklifinin
ayrıntılı ve net bir dille yazılmış olması. Hikayemizin ne olduğunu, neden bu hikayeyi önemli bulduğumuzu ve bizim neden bu hikayeyi çekebilecek en doğru insan olduğumuzu açık şekilde bildiren bu teklifin detaylı bir sinopsisi ve hikayeyi anlatırken kullanacağımız üslubu betimleyen bir tretmanı olmalı. Proje gelişme aşamasında olsa dahi elimizde bazı çekimlerin bulunması onlara filmimiz, dolayısıyla kendimiz hakkında daha iyi bir fikir vermek için büyük avantaj. "Pitching forumlar" için bu çekimlerden dört dakikayı geçmeyen ilgi çekici bir "trailer" yaratmamız gerekiyor. Bu "trailer"'ın, üstünde çok çalışılmış, bütün filmi özetlemeye çabalayan klasik anlamda bir trailer olması gerekmiyor. Bazen kuvvetli tek bir sahne prodüktörlerin inancını kazanmaya yetiyor.
Atölyenin sondan bir önceki gününün tümüyle proje geliştirmeye ve "pitching" kurallarını öğrenmeye ayrılması çok yararlı oldu. Her eğitmen on yedi ayrı projeye yaklaşık yarım saat odaklanarak tüm katılımcılarla beraber teklifin eksik ve güçlü yönlerini tartıştı. Projelerimizi, standart yedi dakikalık pitching süresinde nasıl en etkili biçimde sunacağımızın taktiklerini öğrettiler. Filmin özünü sadece iki cümlede verebilme sadeliğine ulaşmamız için bizleri oldukça sıkıştırdılar.
Son güne geldiğimizde ise gerçek bir "pitching forum"'un provasını yaptık. Bir önceki güne göre tüm projeler çok daha profesyonel ve net bir şekilde sunulabilme kapasitesine ulaşmıştı. Bunu hepimiz heyecanla ve keyifle seyrettik.
Atölyeye katılan eğitmenler kendi bakımlarından Türkiye'ye ait çok olumlu izlenimler edindiklerini bildirdiler. Bu ülkenin ne kadar çok hikayeye gebe olduğunu görerek, ilerde Avrupa televizyonunda bizden belgesellerin çok daha fazla yeri olacağına inandıklarını söylediler.
Bağımsız bir belgeselci olarak, BSB'ye bu çok önemli ve yararlı atölyeyi düzenlediği ve bunun organizasyonunu çok başarılı şekilde yürüttüğü ve tamamladığı için teşekkür ediyorum.
Melis Birder
|