|
|
|
|
| English

 

 
 
 

PROJE GELİŞTİRME VE ULUSLARARASI ORTAK YAPIM ATÖLYESİ

 
  İZLENİMLER  


Atölyeden geriye kalanlar

İstanbul'daki atölye çalışmasının hemen hemen tümüne katıldım. Herşeyden önce şunu söylemeliyim ki tanımlandığı çerçeveyi dolduran ve amaçlarına ulaşan bir atölye çalışması geçirdik. Bu atölyenin gerçekleşmesinde emeği geçen herkese bir kere daha teşekkürler!
Aşağıdaki metin atölye süresince aldığım notlara dayanıyor. Bu metin içerisinde iki şeyi gerçekleştirmeye çalışacağım: Birincisi, atölye çalışmasında tartışılan meseleleri bir düzene sokarak aktaracağım. İkinci olarak da, bu tartışmaları eleştirel olarak değerlendireceğim.
Rastgele!



 

 






‘ağ kurma' (networking) marifeti
Açılış konuşmalarından sonra, Enis Rıza'nın Türkiye'de belgesel sinema-cı-lık ve BSB üzerine yaptığı sunuşla ilk oturum başladı. Ardından, Leena Passanen (EDN Başkanı) belgesel sinema ‘sektöründeki' kişileri bilmenin, tanımanın, onlarla bağlantı içinde olmanın önemini vurgulayarak konuşmasına başladı. (Burada ‘sektör' sözcüğünü bilerek kullanıyorum. Atölye çalışmasına gelen Avrupalı eğitmenler bu sözcüğü hiç kullanmamış olsalar da, anlatımlarını ve meselelere bakışlarını tamamen bir belgesel sinema sektörü çalışanı bilinciyle sundular. Zaten atölye çalışması süresince de bizlere uluslararası [daha çok kıta Avrupası] belgesel film pazarını, bu pazarın işleyiş biçimlerini, bu pazardaki kurumları, kaynakları, ilişkileri ve pazara katılma formatlarından biri olan ‘pitching'i anlattılar.) Bu bağlamda, elindeki belgesel film projesiyle uluslararası pazara girmeyi hedefleyen ve uluslararası ortak yapım bağlantıları kurmak isteyen bir belgesel sinemacı ‘ağ kurma' (networking) denilen marifete sahip olmalı.

‘Ağ kurma' (networking) marifeti, ne örümceğin karnını doyurmak için diğer böcekleri tuzağına düşürmesi, ne de kollamacı ilişkilere dayanarak fayda sağlama olarak anlaşılmamalı. Bunları söyleme gereği duyuyorum çünkü Türkiye gibi ülkelerde bu tür tuzakcı ve kollamacı ilişkilerin çok yaygın olması bizi ‘ağ kurma' meselesini yanlış anlamaya götürebilir. Avrupalı eğitmenlerin ‘ağ kurma' (networking) ile anlatmaya çalıştıkları ise, basitçe, belgesel sinema sektöründeki çalışanları olabildiğince bilmek, tanımak ve mümkünse tanışmak. Yani, sektör çalışanlarının bilgisine sahip olmak ve bu kişilerle ilişkiye geçmek. Böylelikle, yapmak istediğiniz belgeselin kimlerin ilgisini çekeceğini, kimlerle birlikte çalışabileceğinizi biliyorsunuz. (Tabii ki ‘ağ kurma' (networking) marfetinin çok masum bir tanışıklık olduğu konusunda şüphelerim de var ama paranoyak olmaya gerek yok.)

commissioning editor kimdir?
Uluslararası pazara dönük bir belgesel projesi geliştirmek ve gerçekleştirmek istiyorsanız, commissioning editor denen zat-ı muhteremle tanışmanız gerekiyor. Daha doğrusu, Avrupa tv kanallarına belgesel projesi önerisi götürmek, ortak yapım gerçekleştirmek ve filminizin yayınlanmasını sağlamak istiyorsanız, esasen bir tv çalışanı olan bu zat-ı muhteremle tanışmanız kaçınılmaz çünkü bu işleri görüşeceğiniz kişiye commissioning editor deniyor.

Commissioning editor çalıştığı tv kanalının bütçesinden belgesel kuşaklarına ayrılan payı kanalı adına en verimli şekilde kullanarak yatırım yapan kişi. Commissioning editor'ün ikili bir rolü var: Bir yandan tv kanalının haklarını savunurken ve onun adına yatırım yaparken, diğer yandan ortak yapıma girdiği belgesel film projesini de kanala karşı savunuyor ve gerektiğinde desteği artırmaya çalışıyor. Yani tv kanalındaki ‘ortağınız.' (Atölye çalışmasını yürüten eğitmenler –ki üçü commissioning editor'du– commissioning editor'u belgesel film yapımcısı ve yönetmeninin tv kanalındaki ‘ortağı' olarak tanımlamakta neredeyse ısrar ettiler, denebilir.) Bu bağlamda, eğitmenlerden Stefano Tealdi'nin sözü bence üzerinde düşünülmeye değer: ‘Birlikte çalışmaya açık biçimde düşünmeye başlayın!' (‘Start thinking in a collaborative way!')

Bu ortağı ve yapılacak ortaklığı şöyle kavramak bana daha doğru geliyor. Commissioning editor'un kariyerinde başarılı olabilmesi için, çalıştığı tv kanalının yayın ve yatırım politikalarına en uygun belgesel projelerini bulması gerekiyor. (Burada dikkat edilmesi gereken bir nokta, commissioning editor'lerin sözkonusu yayın ve yatırım politikalarını belli bir düzeye kadar etkileme gücüne sahip olmaları.) Diğer yandan, böyle bir belgesel projesi bulduğunda, çalıştığı tv kanalına bu projeyi kabul ettirmesi ve yatırım yaparak projenin tasarlanan biçimde, bütçede ve öngörülen sürede gerçekleşmesini sağlaması gerekiyor. İşte tam bu noktada, commissioning editor kaçınılmaz biçimde bir taraf değişikliği yapmak zorunda kalıyor; artık film ekibinin içinde tamamen ekibe destek veren bir rol üstlenmesi gerekiyor ki film istenilen biçimde, bütçede ve öngörülen sürede gerçekleştirilebilsin. Ama, öte yandan, kanalın çıkarlarını da kollamaya da devam etmesi gerekiyor ve bu anlamda filmin gelişimini denetliyor. (Valla sizin işte zormuş! demek geliyor içimden Avrupalı commissioning editor'lere. Öte yandan, bizler –yani Türkiyeliler– tv kanalında çalışan yatırımcı güce sahip bir ortağı çoğunlukla salt ‘denetleyici,' hatta sipariş verip filmimizi yapısal olarak tümüyle dönüştürmeye, kendi bakış açısına oturtmaya niyetli biri olarak kurguluyoruz. Bir tür ‘belgesel bozucu iblis' yani. Avrupalı commissioning editor'ler böyle figürler olmadıklarını iddia ediyorlar.)

Sonuç olarak, commissioning editor tv kanalıyla belgesel projesinin (daha çok) yapımcısı (ve bazen de yönetmeni) arasında ‘aracı' rolü oynuyor ve her iki taraf açısından da en iyi sonuca ulaşmaya çalışıyor.

Peki commissioning editor'ler çalıştıkları kanala en uygun projeyi nasıl buluyorlar? İlk akla gelen, kendilerine başvuru yapan projeleri değerlendiriyor olmaları gerektiği. Evet, bunu yapıyorlar, ama yaşam temposunun gittikçe artması karşısında onlar da kendileri için daha verimli bir yol bulmuşlar: Bir tür avcı-toplayıcı topluluk olan commissioning editor'ler tv kanalındaki ofislerinden belli zamanlarda çıkıp ‘pitching forum' denilen ve yapısı yıllar içerisinde kalıplaşmış toplu belgesel film projesi sunum ve tartışma toplantılarına katılıyorlar. (Sabırlı olun, aşağıda ‘pitching forum' nedir uzun uzun açıklayacağım.) Böylelikle, hem bir forum düzeni içinde çok sayıda projeyi ‘çok' derli toplu bir şekilde duyma ve değerlendirme fırsatı bulmuş oluyorlar, hem de rakip ya da farklı ölçekteki tv kanallarının commissioning editor 'lerinin forumda sunulan projelere yaklaşımlarını görüyorlar. İlk durum, daha çok içerik olarak, proje bulmayı ve değerlendirmeyi kendileri açısından verimli hale getirirken, ikinci durum da yatırım stratejilerini belirlemelerine yardımcı oluyor, diye düşünüyorum.

pitching forum' nedir?
‘Pitching' beyzbol oyunundan ödünç alınmış bir sözcük. (Emin değilim ama, galiba, beyzbol oyunundaki top atıcıya ‘pitcher' deniyor. Eğer bu doğruysa, bu durumda, ‘pitching' yapmak belgeselinizi tanıtmak ve destek almak için iyi bir atış yapmak, topu ‘commissioning editor'lere doğru sıkı fırlatmak demek oluyor.) Evet, ‘pitching' belgesel projenizi commissioning editor'ler önünde tanıttığınız ve destek almaya çalıştığınız bir sunum biçimi. Bu sunum ‘pitching forum' denilen ortamda yapılıyor. ‘Pitching forum'larsa genellikle büyük festivaller (Amsterdam, Selanik, Barselona Festivalleri gibi) içinde ya da belli örgütler bünyesinde (EDN, EuroDoc gibi) organize ediliyor.

Daha önce Hollywood içinde kurmaca filmlere kaynak bulmak amacıyla geliştirilen ‘pitching forum', 13-14 senedir belgesel sinema için de kullanılır olmuş. Bu süre içerisinde ‘pitching forum'ların yapısı da keskinleşmiş: ‘Pitching forum' içinde, organizasyonun ölçeğine bağlı olarak, en fazla 40-45 seçilmiş proje (Amsterdam Film Festivali bünyesinde yapılan pitching forum' en büyük organizasyon) tartışılıp değerlendirilebiliyor. Ve yine organizasyonun ölçeğine bağlı olarak, değerlendirmeyi yapacak commissioning editor sayısı belli oluyor. Her bir projenin 7 dakika sunum (eğer bir trailer göstermeyi planlıyorsanız, bu trailer'ı 7 dakika içinde göstermeniz gerekiyor) ve 7 dakika tartışılma süresi var. Tüm toplantıyı idare eden ve bu anlamda süreleri tutan, soru-cevap için söz hakkı veren bir ‘ moderator ' var.

Pitching'i yapımcının yapması bekleniyor. Yapımcının yanında genellikle yönetmen de bulunuyor ama sunuşu ağırlıklı yapan kişi çogunlukla yapımcı oluyor. ‘Pitching'e çıkan kişiler kısaca kendilerini, varsa yapım firmalarını tanıtarak sözlerine başlıyorlar. Daha sonra, yapılmak istenen belgesel filmin adı ve çok özlü biçimde temel derdi anlatılıyor. Yönetmen genellikle filmin görsel rejimi üzerine konuşup sözü tekrar yapımcıya bırakıyor. Yapımcı ise bu noktadan sonra, filmin hangi aşamasında olduklarını, ellerindeki kıymetleri anlatıyor. Varsa bir trailer gösteriliyor (ki bunun çok stratejik bir karar olduğu atölye boyunca çok kez vurgulandı). Kısaca şöyle ifade etmek de mümkün: Şu sorulara sırayla cevap veriyorsunuz. Siz kimsiniz? Ne yapmak istiyorsunuz? Nasıl yapacaksınız?

Burada dikkat edilmesi gereken noktalar şunlar:

  • Pitching forum'a bir filme destek aramaya gidiyorsunuz. Bu anlamda projenizi fikrin ortaya çıkış aşamasından öteye taşımış, yani geliştirmiş ve yapılandırmış olmanız bekleniyor. Yani bir fikri sunmuyorsunuz, bir filmi sunuyorsunuz.

  • Pitching' biçimi ve yapısı gereği çok hazırlıklı olmayı gerektiriyor. Bu anlamda doğaçlamadan uzak, prova edilmiş bir sunumla ‘pitching'e katılmak gerekiyor.

  • Pitching' sırasında trailer kullanmak çok stratejik bir karar. Trailer filmin meselesi/öyküsü, kahramanları, görsel rejimi üzerine sözlü anlatımdan daha fazlasını vermek, hissettirmek için kullanılıyor. Burada dikkat edilmesi gereken, çok yapılandırılmış (hani neredeyse işte film bu dedirten) bir trailerin bazen ters tepebileceği; çünkü yapıma katılacak ve sizin ortağınız olan kişiye, yani commissioning editor'e söz hakkı bırakmamış oluyorsunuz. ‘Pitching forum'da destek aramanın önkoşulunun ‘birlikte çalışmaya açık olmak' olduğu unutulmamalı!

  • Pitching' kendinizi ve filminizi sunduğunuz bir yer. Bu durumda ne kendinizi olduğunuzdan, ne de filminizi olduğundan farklı göstermeye kalkmamalısınız!

  • Pitching forum'larda kullanılan dil İngilizce. Ama Leena Passanen'in dediği gibi konuşulan dile ‘globalish' demek daha doğru. Bu anlamda, İngilizcenizin ne kadar iyi olduğundan çok, projenizi anlatmadaki ısrarınız ve tutkunuz önemli.

avrupalı commissioning editor u en çok hikaye etkiler!
ama tek, bir hikaye!
Bu atölye çalışması sırasında beni en çok etkileyen durum şu oldu: Avrupalı comissioning editor tek, bir hikayeye dayanan belgesellerin peşindeyken, bizim gibi dünyanın doğusundan (ve güneyinden) olan sinemacılar bir film içerisinde birden çok hikaye anlatmanın peşinden koşuyor. Bu içinde yaşadığımız coğrafyaların tarihinden, kültürel yapılarından, aklımızın çalışma biçiminden, kendimizi ifade etme tarzlarımızdan, hikaye anlatıcılığımızın farklılığından kaynaklanıyor. Bu durum, bence bir farklılık ve dolayısıyla zenginlik iken, bizi biz yapan unsurlardan biriyken, yapmak istediğimiz filme kaynak bulmak amacıyla (ve birlikte çalışmaya açık olmayı da kabul ederek) başvurduğumuz batılı commissioning editor 'un dünyasında karşılık bulmadığı gibi, ptiching forum aracılığıyla dahil olmak istediğimiz sisteme de ters düşüyor.

Yalnız şuna da dikkat etmeli: Birden çok hikayeyi bir arada anlatmayı istemekle, hikayelerin birbirine girerek anlaşılmaz olduğu bir ‘akıl karışıklığı' durumunu birbirine karıştırmamalı. Ayrıca, atölye çalışmasından edindiğim izlenim, ana hikayesi etrafında iyi örülmüş birden çok hikayenin anlatılmasına batılı commissioning editorlerin de açık olduğu, en azından buna ikna edilebilecekleri. Onların bir, tek öykü konusundaki ısrarlarının, birbiri içine girerek anlaşılmaz olma riskine karşı durmak istemelerinden kaynaklandığını düşünüyorum. Ayrıca ‘pitching' mekanizmasını da akıl karışıklıklarını çözmek, yapımcı ile yönetmenin neyi, nasıl anlatacakları konusunda birbirlerini daha iyi kavramak açısından faydalı bir araç olduğunu da söylemeliyim.

senaryo meselesi...
BSB içerisinde yıllardır tartışılan (ya da tartışılıyormuş gibi yapılan) bir mesele de belgesel sinemada senaryo olup olamayacağıdır. Şimdilik bu tartışmaya girmeden (ama görünen o ki bu tartışmadan uzak duramayacağız!) Avrupalı eğitmenlerin belgesel film projesi başvurusunda senaryo dediklerinde beklentilerinin ne olduğunu açıklamaya çalışayım. Comissioning editor 'ler ortak olacağı filmin yapısını olabildiğince kavramak istiyorlar. Bunun için, filmin yapısını, varsa kahramanların/figürlerin pozisyonlarını, olayın/konunun nasıl bir öykülemeyle ele alındığını barındıran metni yani senaryoyu okumak istiyorlar. Tabii ki, özellikle belgesel sinemada, tüm bunların yapım sürecinde, belli bir oranda, dönüşebileceğini onlar da biliyor ve kabul ediyorlar. Yani, commissioning editor 'ler için senaryo projenin yapısını, biçimini tarif eden bir rehber metin.

yapımcının görevleri
Yapımcının işlerinden biri de yapımın gerektirdiği genel hukuki çerçeveyi bilmesi yanında kontrat prosedürlerini ve süreçlerini de öğrenmek. Bu işleri yaparken yapımcının kaçınılmaz olarak bir avukatı olması gerekiyor.

Yapımcıdan ortak yapıma girdiği tarafların hepsini (kimin ne kadar destek verdiği fark etmeksizin) olumlu, olumsuz tüm gelişmelerden düzenli ve sürekli olarak haberdar etmesi bekleniyor. Ortak yapıma giren taraflar ancak böylelikle yapımcıya güven duyabilir ve bir sorun ortaya çıktığında zamanında destek verebilir oluyorlar.

commissioning editor'den tavsiyeler

TAVSİYE 1:
Filminizi öncelikle ulusal kaynaklar kullanarak gerçekleştirmeye çalışın. Uluslararası kaynaklar daha fazla zorluk barındırır. (Atölyede, uluslararası kaynaklar için ‘ more tricky ' ifadesini kullandılar. Ben yukarıdaki biçimiyle çevirmeyi uygun buldum.)

TAVSİYE 2:
Bitmiş bir film için commissioning editor 'le görüşmek çoğunlukla doğru değildir. Tv kanallarında bitmiş filmlerin alımlarıyla genellikle başka biri ya da başka bir birim ilgilenir. Bu durumda en doğrusu, filmi içeriğine ve biçimine bağlı olarak doğru ‘dağıtımcı'ya götürmektir. (Yani, yapımcı gibi önemli bir kişi de dağıtımcı denen kişi. BSB'nin dağıtım-cı-lık üzerine de tartışmalarını sürdürmesi ve hatta benzeri atölye çalışmaları yapması gerekiyor gibi görünüyor.)

TAVSİYE 3:
Bir commissioning editor bir şeyler yerken ya da biriyle konuşurken boş yere ‘korsan pitching ' yapmaya çalışmayın. Hiç faydası olmaz!

TAVSİYE 4:
İlk olarak hemen bir ‘ pitching 'e çıkmak yerine, örneğin Amsterdam'daki ‘pitching forum'a seyirci (viewer) olarak katılmak daha akıllıca. Böylelikle, hem ‘pitching forum'un nasıl bir ortam olduğunu kavrayabilirsiniz, hem de ‘ pitching forum 'a gelen ‘ comissioning editor 'leri tanıma fırsatınız olur.

atölyede öğrendiğimiz somut bilgiler

SOMUT BİLGİ 1:
Avrupa standartlarında, bir saatlik bir belgeselin (bu aslında yaklaşık 53-55 dakika demek) düşük, orta ve yüksek bütçe meblağları nedir?

Cevap veriyorum;
Böyle bir yapım düşük bütçeli olunca 100.000 avro,
Böyle bir yapım orta bütçeli olunca 180.000-200.000 avro,
Böyle bir yapım yüksek bütçeli olunca 350.000-600.000 avro.

Bu farklı ölçekler arasında kalan meblağ boşluklarını herhalde şöyle yorumlamak gerekiyor: Ya ben yazarken alışık olmadığımız bu rakamlar karşısında heyecana kapılıp yanlış not ettim ya da düşük bütçeli bir yapım 180.000 avroya kadar artırılabiliyor. Ve orta ölçekli bir bütçe 350.000 avro sınırına kadar yükseltilebiliyor. Varın siz yüksek bütçeli bir yapımın meblağsının nereye kadar çıkabileceğini hesaplayın.

Bu atölyeye katılanlarda beş gün içerisinde şöyle bir deformasyon oluştu diye düşünüyorum; bu rakamlar o kadar çok tekrar edildi ki bizler de giderek kanıksadık. İlk gün ilk söylendiğinde, kahve arasında herkes ‘ben düşük bütçe parasıyla bir değil üç film çekerim' diyordu birbirine. Aslında bence her iki durum da sorunlu!

Bu bütçe ölçeklerini, bir belgesel film projesinin hem içerik ve biçiminin istendiği gibi oluşması hem de bu işe emek koyanların emeklerinin karşılıklarını alarak sadece belgesel filmler yaparak yaşayabilmeleri olarak anlamak gerekiyor. Diğer yandan, Avrupalı eğitmenler de, Türkiye gibi ülkelerde yapım süreçlerinin daha ucuza mal olabileceğini söylediler. Bu ne kadar doğru ve sağlıklı ayrıca tartışılmalı, diye düşünüyorum.

SOMUT BİLGİ 2:
Avrupa fon kaynakları olarak ilk bakılabilecek internet adresleri şunlar:
EDN: www.edn.dk
IDFA: www.idfa.nl
Hubert Bals: www.iffn.nl

Ersan Ocak


ORTAK YAPIM ATÖLYESİ

Camianın parçası olmak

Türkiyeli belgeselciler olarak birbirimizi ve projelerimizi daha yakından tanıyarak, bağlantı ağımızı genişlettik. Bu atölye, ülkemizde uluslararası platformlarda sesini duyuran yeni bir belgesel sinema geleneğinin oluşması açısından çok önemli bir ilk adım oldu.
Melis Birder



“Belgeseli besleyen TV'ler de var”

Leena Pasanen: Avrupa'da çok farklı türden TV kanalları var. Bazıların tabi ki belli beklentileri ve hatta formatları var, özellikle de prime-time kuşaklar söz konusu olduğunda. Bunun dışında, belgesellerin finanse edilmesinde büyük rol oynayan TV kanallarımız da var.
Söyleşi: Aslı Ertürk



"Anlatacak çok
öykünüz var”


Madeleine Avramoussis: Belgesel gerçeğin içinden bir şey canlandırıp çıkarma, farklı bir bakış getirme şeklidir. Bize her gün gördüğümüzü sandığımız gerçeği, şimdiye kadar hiç görmediğimiz bir şekilde sunar.
Söyleşi: Doğa Kılcıoğlu


SELANİK BELGESEL FESTİVALİ

Bu dünyanın görüntüleri

Küçük bir etkinlik olarak başlayıp, kısa bir süre içinde Avrupa'nın en saygın birkaç belgesel festivali arasına girmeyi başaran Selanik Belgesel Festivali'nin 8 yıllık öyküsü, tam bir “başarı öyküsü”. Bu yılki festivalden izlenimler...

Necati Sönmez

 

 

|
|
|
|
|
|
|
| | | English

Copyright © 2005 Belgesel Sinemacılar Birliği. Tüm hakları saklıdır. info@bsb-adf.org www.bsb-adf.org