|
Küçük bir köyde çocuklar
doğar, birlikte ilkokula başlarlar, okurlar ve herbiri
kendine göre gelişir. Yaşam yolları kendi
kararlarıyla, ama aynı zamanda toplumsal şartlar
ve doğdukları ülkenin olanaklarına göre
belirlenir. Tüm bunlar olağan şeyler sayılırdı-
eğer yaşamları bir kamerayla izlenmemiş olsaydı
ve böylece değeri zaman dışı bir sinemasal
belge oluşmasaydı.
Golzow çocukları kroniği Demokratik Alman Cumhuriyeti'nde
(DDR) 1953-1955 yıllarında doğan, orda yetişen
ve yaşamlarının ortasında Federal Alman
Cumhuriyeti (BRD) vatandaşı olan insanları anlatır.
Sinema tarihinin bu en eski uzun süreli belgeseli 1961yılında
başlamış ve günümüze kadar süregelmiştir.
2003 yılında Ýstanbul Belgesel Film Festivalinin konuğu olan
Barbara ve Winfried Junge'yle, 2006 şubat'ında Berlin Film Festivalinde
gösterilen yeni filmleri 'Golzow Çocukları - Sonsuz
Hikayenin Sonu'nun gösteriminin ardından konuştuk.
Barbara ve Winfried, sizler duvardan önce Demokratik Alman
Cumhuriyeti'nde geniş kapsamlı bir belgesel gerçekleştirmiş
ve birleşmeden sonra Federal Almanya'da bu projeye devam etme olanağı
bulmuş belgeselcilersiniz. Bu iki toplumsal sistemin belgesel film
yapım mekanizmalarını karşılaştırarak kendi görüşünüze göre
biz belgeselciler için hangi yapım koşullarını daha elverişli
bulduğunuzu söyleyebilir misiniz? (Gülüşmeler)
Barbara: Tabii ki o kadar kolay değildi..
Önce bir konu sunmak gerekiyordu, eğer stüdyodan hemen kabul
edilip Sinema Genel Yönetim bölümüne aktarılırsa ve bu
konu eğer kabul ediliyorduysa, yol açılmış demekti ve film
gerçekleştirilebilirdi.Bizler bir belgeselci gruba dahildik,
önce meslekdaşlarımız gelip filmi seyrederler, fikirlerini
söylerler ve tartışırdık; neleri iyi bulduklarını ve nelerin
değiştirilebileceğini konuşurduk. Sonra stüdyonun filmi onaylama
gösterimi ve bunu daha sonra Sinema Genel Yönetim bölümünün
filmi onayı izliyordu. Böylece film onaydan geçmiş sayılır
ve gösterim izni çıkmış olurdu. Bunlar olağan onaylama
mekanizmalarıydı. Bugün ise önce filme nedenler göstermek
ve ondan sonra çeşitli kapılar aşındırmak gerekiyor, gerekli
parayı bulabilmek için. Para bir kaynaktan değil, birçok
kaynaktan gelmekte artık. Eskiden bir kaynaktan geliyordu, ama aynı
zamanda kararı da o tek merci veriyordu. Bugün bir filmin gerçekleştirilebilmesi
için, bu şansı yükseltmek icin bütçesi çok
düşük tutuluyor, bu da belgeselcinin kendini sömürmesinden
başka birşey değildir. Benim görüşüm böyle.
Bugün en çok eksikliğini duyduğum, meslekdaşlarımla
tartışma, korkusuzca tartışma, diğerleri
benim konumu çalar mı diye korkmadan. O zamanlar bu
rekabet ortamı ve ondan doğan korkular yoktu.
Winfried: Eğer Doğu Almanya'nın eski yapım
şartlarının en iyilerini Batınınkilerle
kombine etme olanağı olsaydı, bu mutlaka çok
iyi olurdu. ıki sistemin en iyi taraflarını
biraraya getirmek mümkün olsaydı, bir tarafta önceki
zamanların Demokratik Almanya'sının planlama
güvencesi ve eğer bir proje gerçekten isteniyorsa
arkasındaki para güvencesi olur, öte tarafta projelerin
yaratıcı, sanatsal özgürlük imkanı
daha yüksek olurdu.Bizde bunlar farklıydı o zamanlar.
Federal Almanya'da bu proje kabul edilemezdi, buna başlanamazdı.
Bugün elektronik yapımın getirdiği ucuz yapım
olanaklarına rağmen, hiçbir zaman burda kimse,
biz 50 yıl sürecek bir projeye başlarız
ya da katılırız demezdi. Kim ödeyebilir
bunu, kim planlayabilir, kim ister.. Pazar gereksinimlerini bugünden
yarına dikte etmekte. Demokratik Almanya'da bu bir vizyondu.
Biz burda sosyalizmi nasıl kurduğumuzu görmek istiyoruz
dendi yüzyılın bitiminde. 1961'de başlamıştık,
Berlin duvarının inşasından hemen sonra,ama
hiç kimse Federal Almanya'da buna devam edeceğimizi aklından
geçirmemişti. Biz iki Almanya'nin en iyisi, en güçlüsüyüz
ve günün birinde Federal Almanya bize katılacak
diye düşünüyorduk, eğer sosyalizmin daha
iyi bir toplumsal sistem olduğunu kanıtlayabilirsek.
Bu bakış açısıyla bir kronik çok
işe yarayabilirdi, 1954-55 yıllarında bu devlette
doğan ve yetişirken onu biçimlendiren bu insanların
ilerde sosyalist olabileceği ümit ediliyordu. Gerçek
Demokratik Alman Cumhuriyeti vatandaşı, yeni bir tip
insan. Ve yüzyılın sonunda bu deney başarılı
olup, komünizme geçiş başlayınca,
elde bir kanıt bulunması iyi olurdu. Günümüzde
böyle bir vizyon yok, ne planlayabiliriz ki, kapitalizmin sonu
geldiğinde komünizme mi geçeceğimizi planlayalım,
ne planlayalım? Herşey olduğu gibi de kalamaz öte
yandan, yolunda seyredemez, üçüncü dünya
varken... Böylesi bir projenin iki, üç film boyunca
dayanması bile bir şanstır, Demokratik Almanya'da
da çocukların vatandaşlık profilinin
gelişimi pek öyle düşünüldügü
gibi olmayınca, üç buçuk attılar,
projeye devam etmekten çekindiler..Duvar yıkıldığında
DEFA'da 33 yıllık bir birikimimiz vardı bu
projeyle ilgili ve o zaman dedik ki şimdi bir çeşit
özet yapmanın zamanı, neleri arkalarında
bıraktıklarını ve onları Federal
Almanya'da nelerin beklediğini görmek ve bu dönüşümü
yakalamak için ve böylece 'Drehbuch: die Zeiten' (Senaryo:
Zamanlar) oluştu, senin de bildiğin ve Türkçeye
çevirdiğin..Ve film Berlin Film Festivalinde ve başka
festivallerde çok beğenildi, bu tür şeylere
her filmin ihtiyacı vardır sanırım ve
böylece projeye devam edebilmemiz mümkün oldu. 2000
yılında dedik ki, şimdi artık gerçek
yaşamı görüntüleyebiliriz, olması
gereken yaşamı değil artık, Demokratik Almanya'da
olduğu gibi. Bu filmlerde mizansen ve manipülasyon vardı.
Bugün ise tamamiyle özgürüz, ama kimi ilgilendiyor
ki yaptığımız? Eskiden bu filmler toplumsal
bir olaydı, şimdi ise sadece bu olayları yaşamış
olanları ilgilendiriyor, kendilerini filmdeki şahıslarla
özdeşleştiren kişileri.
Geriye baktığımda benim için zor ama önemli
bir dönemdi DEFA'daki yıllarım, orda bu projeye
başladık ve gerçek yorumlayıcının
zaman olduğu böylesi bir kroniğin ne denli ilginç
olabileceğini kanıtladık. ınsanların
değişiminin canlandırılmasının
mümkün olduğunu.
Barbara: Bu sadece belgeselin yapabileceği, başka
hiçbirinin yapamayacağı birşeydir.
Ve bu arada sizin başınıza gelen - filmdeki
baş karakterleriniz bir sistem değişikliğine
uğradı örneğin- bu sadece belgeselcilerin karşılaşabileceğ
türden büyük bir tesadüftür...

Barbara: Bu herkesin dediği gibi projeyi olduğundan
daha ilginç kılan bir şeydi..Aksi taktirde hepimiz
kokuşmuş olarak Demokratik Almanya'da yaşlanacaktık,
çok da birşey değişmeyecekti. Ve aniden 1989-
1990 yılarında kahramanlarımızın
tüm yaşamları yeniden sorgulandı ve yeniden
bir yön aramaları ve ne yapacaklarını
düşünmeleri gerekti. Bu oldukça önemliydi
sanırım. Hepsi başarılı olamadı,
bunu da söylemek gerekir. Öylesi eğitilmemişlerdi,
ve kendilerini kanıtlamaları gerektiğini, mücadele
etmeyi bilmiyorlardı. Yaşamda onlara herşey tepsiyle
servis ediliyordu, hayat önceden programlanmıştı.
Okuldan çıkıp meslek eğitimi görüyorlar
ve çalışmaya başlıyorlardı
ve 1980 yılında yaptığımız
'Lebensläufe'(Biyografiler) filminde olduğu gibi, 25 yaşlarına
gelince acaba seçtiğim bu meslek bana uygun mu sorusu
beliriyordu. Bugün bu meslek uygun mu değil, acaba iş
bulabilir miyim diye düşünülüyor. Bugün
koşullar onlar için çok daha zorlaştı.üstüne
üstlük yapısı zayıf bir yörede
- komşu köyde % 50 işsizlik var örneğin.
ış bulmak gerek, Demokratik Almanya döneminde
köyleri terketmiyorlar, Batıya göçmek için
başvuruda bulunmuyorlardı, duvardan sonra onlardan
6-7 kişi Batı'ya gitmek zorunda kaldı.
Winfried: Hala görüstüğümüz
Demokratik Almanya'nin sinema bakanı, eğer o zamanlar
olacakları bilseydim, filme devam etmeme kararı vermezdim,
dedi sonraları bir gün bana. Ben de arsızca,
ben zaten devam etmek istiyordum dedim, çünkü her
zaman yeni bir şeyler vuku bulur, yaşam değişir.
Ben devam etmek istiyorum, çünkü Demokratik Almanya
artık olmadığında bu film elimizde bir
belge olur diyemezdim, beni hemen hapse tıkarlardı.
Bu çeşit biyografiler kurgu filmlerdeki önceden
planlanabilen bir seyir oluşturmazlar tabii, bu hayatı
izlemek gibi birsey..
Winfried: Biz Demokratik Almanya vatandaşı olduğumuz
için hem ordaki yaşamı, hem insanları
bu ülkenin insanı olarak tanıyoruz. şimdi
bir dolu kurgu film yapılıyor Batılı
görüş açısıyla, bize bizi anlatan
filmler. Bazen amacı kötü, bazen iyi hatta, ama
gerçekte ne olduğunu anlamadan yapılan filmler
bunlar. Deneyimli bir kurgu film yönetmeni olsaydım,ve
gücüm olsaydı, bizim bakış açımızdan
birşeyler yapmaya çalışırdım.
Biz ama yalnızca bu belgeyi karşılık
olarak sunabiliyoruz. Örneğin 'Das Leben der Anderen'(Diğerlerin
Yaşamı) devlet güvenliği üzerine yapılan
çok başarılı bir kurgu film, 150 kopyası
var, bizim 1 kopyamız var, ama filmimiz 10 kez televizyonda
oynuyor ve böylece milyonlarca seyirciye biz de ulaşabiliyoruz.
Biz gündelik yaşamla karşılık verebiliriz
hikayesel anlatıma ancak...
Barbara: Bu filmleri seyredenler Devlet Güvenlik Kuvvetlerinin
her yerde hazır ve nazır olduğunu sanıyorlar.
Demokratik Almanya yalnızca Devlet Güvenlik Kuvvetleri
ve ona karşı mücadele edenlerden oluşmuyordu.
Burda yaşayan insanlar, Golzowlular da tümden yörelerini
terketmek istemiyorlardı, tabi ki seyahat etmek isterlerdi,
ama öte yandan da yaşadıkları yörelerde
mutsuz değillerdi. Son derece normal bir hayattı ve filmlerde
anlatılan bu eziyetli yaşam kesinlikle değildi.
-Bu birleşimden sonra kahramanlarınızın
yaşamında ne tür değişiklikler oldu
? Sizce yaşamları nasıl gelişmekte bu
18 kişinin...Acaba bu bir neslin sorunu mu ve onların
çocukları bizim yaşadığımız
bu kapitalizmde daha mutlu mu olacaklar?
Barbara: Çocuklar Demokratik Almanya'yı hatırlayamazlar,
dönüşüm olduğunda 8-9-10 yaşlarındaydılar..Ve
aileleri öldüğünde anılar tamamen silinecek..
Winfried: Toptan bir cevap verilemez..Sınıftan
bazıları kendilerini Federal Almanya'da çok
iyi hissediyor, Marie-Luise örneğin Köln-Bonn arası
yaşıyor, ikisinin de işi var, kocası assubay
olarak Alman Ordusunda bir sürü para kazanıyor..Bu
arada ev sahibi de oldular..Çocukları da orda iş
buldu..Ama bu sık rastlanan bir durum değil..Çoğuna
"ışin var mı ?" diye sorduğumuzda
"Ne soruyorsun, bilmiyor musun" cevabını
alıyoruz. Bizim tarafta işsizlik çok yüksek.
Çocukların çocukları Batıya göç
etmekte, çünkü orda bir şans görüyorlar..Köyü
terkediyorlar, bizim sınıfın çocukları
o evlerde yaşlanıyor ve birçok yöre insansız
kalıyor, boşalıyor.. Böylece iş imkanı
da oluşamıyor.. Sosyal güvence, rahat ve güvenlerini
kaybettiler daimi olarak Demokratik Almanyada yaşamak için..Mutlaka
daha iyi bir araba sahibi olmak, batıdaki gibi, şu
ya da buna sahip olmak, seyahat etmek, bunları düşündüler..
Ama seyahat konusunda, onlar köy çocuklarıydı
ve seyahat onlar icin uzak bir kavramdı, aynı duvar
gibi..Ve batıyı televizyonda seyrediyorlardı..Sırt
çantasını kuşanıp elçilikleri
kuşatanlardan değillerdi. Schwedt'te hala işinde
çalışan Bernd, ki kazançlı çıkanlardan
sayılır, işsiz olan karısından
farklı, petrokimya şirketinde usta olarak çalışıyor
ve medyada elçiliklerin sığınmacılar
tarafından kuşatıldığı gösterildiginde
şunu demişti: "Herkes burdan gitmek istemiyor;
ben gitmek istemiyorum zaten. Ve gitmek isteyenlere oranla burda
kalanlar daha fazla." Ve gerçekten çoğu da
burda kaldı, ama sokaklara çıkıp bağıranlar
ve gitmek isteyenler bu devleti devirdi. O yüzden sivil hak
savunucuları burda şimdi dışlanmakta,
işte ne olduğunu , nereye vardığımızı
şimdi gördük, anlamında..şimdi başka
bir diktatörlük var, paranın diktatörlüğü
ve seyahat etmek nerde ? Hartz 4 kanunlarıyla (ışsiz
ve sosyal güvencesi olmayanlara ödenen yardım)
seyahat etmek nerde mümkün? Çalışmak
mı ? ış olanağı yok ki.. Sonsuz asağılanmalar..
Hiç başka konularla uğraşmak, başka
filmler çekmek istemediniz mi?Hep aynı konuyla uğraşmak
sizi sıkmadı mı? Nasıl dayandınız
bunca zaman ?
Barbara ve Winfried: (Gülüşmeler)
Winfried: Başka konular yapma olanağı verselerdi....Doğudan
artık gençler yapacak bu işi, gençlerin
gücü var ve günümüzü içinde
olduklarından, bizden daha iyi anlatabilirler.. Bizler piyasadan
kaldırılan modellerdeniz.
Bu yaptığımız iş kabul gören
ve saygınlığı olan bir iş, o yüzden
buna devam etme olanağı vardı, tanınan,
bilinen bir iş.. Belki de artık Golzowlu çocuklardan
başka birşey yapamayız (gülüşmeler),
belki denememiz gerekir.. Hayatta bir işi iyi yapabilmek lazım,
biri ellerinin üzerinde durur, diğeri kafasının
üzerinde durabilir, hangi alanda dünya sampiyonu olmak
istediğine karar kılmak gerek..Biz bu alanda epeyi yol
kattetik, bu aynı zamanda bir süreçti..Ben kendimi
tamamiyle Golzow'ya vermeden 35 tane film yaptım..Ama hepsi
unutuldu Federal Sinema Arşivinde hepsi..Ve 65inci doğumgünümde
Arsenal (Sinematek Sineması)da 12 film gösterdiler.
Aman lütfen Golzow göstermeyin demistim..
Söyleşi: Merlyn Solakhan
Winfried Junge, 1935 Berlin doğumlu;1958 yılında
Babelsberg Alman Sinema ve TV Yüksek Okulundan mezun olur.
1961 DEFA Film Stüdyosunda Golzow Kroniğine başlar
ve Golzowlu çocuklar üzerine 19 film gerçekleştirir.
Günümüze kadar sinema ve tv için 50 den fazla
filmi vardır.
**Barbara Junge, 1943 Thüringen doğumlu; Karl Marx üniversitesinden
Rusça ve ıngilizce tercümanı olarak mezun
olur. 1969 DEFA'ya katılır.1978 den bu yana Golzow
projesi arşivinde calısır. 1983'den itibaren
W.Junge'nin tüm filmlerinin montajını üstlenir.
1992'den bu yana Golzow filmlerinde ortak yönetmen olarak çalışır.
|