|
|
|
|
| English
 
 
 
 

2. TÜRKİYE-YUNANİSTAN BELGESEL FİLM FESTİVALİ / İZLENİMLER

 
  İZLENİMLER  


Muğla Yolculuğundan Notlar

• Önce şunu itiraf etmem lâzım: Kırk kere geçtiğim Muğla'da sadece bir defa az buçuk dolaşmış, kafama, eski, güzel evlerin bulunduğu birkaç sokak dışında bir şey yazmamış ve buranın pek renkli ve şahsiyetli bir şehir olmadığı yolunda izlenimlerle bugüne gelmiştim. Oysa Muğla hakikaten, garip bir şekilde, aydınlık bir şehir. Fazla yüksek binaların bulunmayışı, bol yeşillik ve, en önemlisi, şehrin Taksim'i ya da Kızılay'ından yürüyerek üç-beş dakika mesafede bembeyaz, apaydınlık, eski güzel evlerle dolu sokakların bulunuşu Muğla'yı hiçbir şey yapmıyorsa pek sevimli yapıyor. Çarşıda, korkunç tabela ve elektrik direği-telefon kablosu kalabalıklarınca çığırından çıkarılmış bir taşra curcunası yok. Esnaf genellikle güleryüzlü. Pek çok dükkânda (tekel bayii, bakkal vs.) kadınlar çalışıyor. Öğrencilerin -haklı olarak yakındıkları yüksek kiralar dışında- şehirle sorunu yok gibi. Gece vakti, kız grupları ya da sarmaş dolaş sevgililer şehir merkezinde dolaşabiliyor.

Bunlar birkaç günün yüzeysel izlenimleri gerçi. Türkiye'nin pek çok yerinde, yüzeydeki güleryüzlülüğün, misafirperverliğin altından, diplerden ne nahoş şeyler çıkar; bu yüzden dikkatli konuşmalıyım, ama bir yere girip ilk bakışta gördükleriniz de önemsiz değildir herhalde.

• Festivalin yapıldığı yer, belediye tarafından düzenlenmiş, yakın zamanda düzenlenen pek çok yer gibi, hafif Çelik Gülersoy-kremalı pasta kıvamı belirtileri gösterse de, düpedüz güzel bir yapı. Aslında yapı kompleksi demek lâzım. Geniş bir avlu, etrafında odalar, salonlar, ilâve bir binada bizim gösteri salonu, vs.

Salon böyle bir iş için fazlasıyla yeterli büyüklükte ve rahattı. Projeksiyon fena değildi. Aygıtlar -ilk günkü talihsizlik dışında- sorun çıkarmadı, gösterimler düzgün gitti.

• İlk günkü talihsizliği merak edenler için hemen açıklayayım: Açılış için protokol ve epeyce bir kalabalık oradayken, Mihriban'ın Muğla belgeseli gösterilirken, önce ses gidip geldi, ardından kısa süreliğine aletlerin elektriği gitti. Neyse ki ilk şaşkınlıktan sonra iş çabuk toparlandı ve film kaldığımız yerden tekrar izlenebildi.

• Gösterimlere katılım düşüktü. Bunun iki sebebi var. İlki şu: Festival doğru düzgün tanıtılmamış, belediyede bu işle ilgili görevli olanlar oraya buraya fakslar çekmekle yetinmişlerdi. Halbuki ufak şehirlerde bu işlerin birebir ilişkilerle, birilerini gaza getirmekle, azıcık uğraşmakla olabileceğini biz bile biliyoruz. Ayrıca, bütün küçük şehirlerde "böyle işlere" meraklı bir -okuyan yazan, müzik, sinema düşkünü, yaşadığı yerde kültürel faaliyetler olmamasından yakınan, bu tarz organizasyonları dört gözle bekleyen, oldu mu dört elle sarılan- kesim muhakkak vardır. Nitekim, şahsen benim kimsenin semtimize uğramayacağını düşündüğüm pazartesi günü, o ana kadar görmediğimiz birçok insanın gelişiyle de anlaşıldı ki, millet olayı anca duymuştu.

Festivale ilgiyi düşüren ikinci neden, üniversite öğrencilerinin vize dönemine toslamamızdı. Bu, sanırım, vizelerin tarihinin değişmesinden kaynaklanan bir talihsizlik olmuş. Bence. Ne pahasına olursa olsun, festivalin tarihi buna göre değiştirilmeliydi. Zira, bizim yaptığımız işe meraklı bir-iki öğrenci, vakitleri elverdiği ölçüde, devamlı oradaydılar, onlarla bol bol konuştuk, vizeler olmasa başka pek çok arkadaşlarının da geleceği açıktı.

Açılışta salonun neredeyse tamamen dolu oluşuna, ancak o sırada salonda bulunanlardan hiçbirinin daha sonra gelip bir tek film izlememiş bulunuşuna da dikkatinizi çekmek isterim. Türk ekabiri kendisinin hiçbir şeyle beslenmeye ihtiyacı olmadığını düşünüyor ya…

• Filmler hakkında da birkaç şey söylemeliyim. Festivalden en çok faydalanan insanlardan biri ben oldum. Hemen bütün filmleri izledim. Adına gıcık olup "izlemem!" dediklerimi bile izledim.

Şaşırdığım bir noktayı size söylemek isterim: Yunanlıların filmlerini izleyince, laikliğin Türkiye'den çok Yunanistan'da tehlikede olduğunu düşünmemek elde değil. Bizde bir insan ateistse ateisttir, film yapanların çoğu da, özel olarak konu almadıkça, dinle pek ilişki kurmazlar. Din bu insanların ilginç bir şekilde "içine mi sinmiş" ne olmuş, anlamıyorum. Ağır dinî bağlantıları, göndermeleri olmayan hiçbir şey yapmak istemiyorlar galiba.

• Yunanistan'dan gelen ekiple ilişkilerimiz genel olarak iyiydi, ama pek samimiyet kuramadık, çünkü aramızda muazzam bir dil engeli vardı. Tercümanla sohbet bir yere kadar oluyor, ayrıca, "tercüman" da hangi birine yetişsin…

• Son olarak şunu diyeceğim: Valla burada hamaset olsun diye söylemiyorum, orada üç gün boyunca belgesel izleyince, belgesel sinemanın sahiden de ne kadar elzem bir şey olduğuna, başka şeyin de onun yerini tutamayacağına dair fikrim pekişti. Ayrıca, günümüzde nelerin belgesel sinemanın konusu olabileceği, biraraya getirilmiş bir görüntü+ses topluluğuna hangi şartları yerine getiriyorsa film denebileceği gibi ilginç ve önemli mevzularda tartışma zemini yaratabilecek şeyler vardı izlediklerimin arasında. Bu da azımsanmayacak faydadır.

Ümit Kıvanç

MUĞLA 2005

“Muğla'da Güz Baharı”...


Muğla, genellikle şikayet ettiğimiz ‘kimliksiz kentler' tanımından uzak görünüyor.

Bahriye Kabadayı



Yararlı Bir Buluşma

Beni en çok etkileyen sunuş Hayriye Özsoy isimli bir Muğlalının kendi aile tarihi çerçevesinde yaptığı çalışma oldu.

Şehbal Şenyurt


Bir de Duyurulabilseydi…

Muğla pek çok bakımdan, zenginleşmeye ve gelişmeye uygun bir zemin...

Mihriban Tanık

MEDIMED 2005

Sunum İçin Püf Noktaları


MEDIMED'de ilk gün projenizin sunumu için eğitim verilmekte, daha sonraki iki gün projelerin sunumuna ayrılmaktadır.

Sezgin Türk

 

TORİNO 2005

Bir Şehir, İki Film, Bir Müze

2005'in Kasım ayında Torino'da olmak, çok isabetli bir karar sayılmazdı; tabii eğer karanlık salonlara kapanıp film izlemek için gelmemişseniz…

Necati Sönmez

|
|
|
|
|
|
|
| | | English

Copyright © 2005 Belgesel Sinemacılar Birliği. Tüm hakları saklıdır. info@bsb-adf.org www.bsb-adf.org