Sözlü Tarih Atölyesi: “Muğla'da Güz Baharı”...

‘Muğla'da Güz Baharı', Mihriban Tanık'ın henüz bitirdiği ve ilk gösterimini festival sırasında Muğla'da yağtığımız belgeselinin adı. Aynı zamanda da oldukça verimli, sıcak ve keyifli geçen Sözlü Tarih Atölyesi'nin mekânına ve zamanına dair güzel bir tanımlama. Atölyenin sıkışık programı nedeniyle pek dışarı çıkamasak da otelden Konakaltı Kültür Merkezi'ne gelirken geçtiğimiz meydanı, ara sokakları, okul bahçesi önlerini, arasta dükkânlarını, belediye bahçesini, Konakaltı avlusunu dolduran öyle bir Kasım güneşi vardı ki atölye ile anılmaya değer...
Muğla merkezinde şöyle bir dolaştığınızda, orada neden böyle bir atölye talebinin doğduğunu anlayabilirsiniz. Muğla, genellikle şikayet ettiğimiz ‘kimliksiz kentler' tanımından uzak görünüyor. Her yerde olduğu gibi Muğla'da da yeni yapılar, yeni yaşam tarzlarının getirdiği/ gerektirdiği yapısal düzenlemeler var. Fakat, diğer pek çok şehrin aksine Muğla'da canlı tutulan ‘kent kimliği bilinci'ni en azından temiz pak sokaklardan ve özenle restore edilmiş evlerden seziyorsunuz. Burada Belediye başkanı Dr. Osman Gürün'ün, ‘ kentin geleceğini tasarlarken sahip olunan tarihsel ve kültürel mirası koruyarak planlar yapma ' vizyonunun altını çizmek gerekiyor. Belediye, başkanın kendi tabiriyle ‘ sağlıklı bir kentleşme ve kültürel sürdürülebilirlik açısından ' kentin mekansal organizasyonu içinde, diğer bir çok kurum ve kuruluş gibi, tarihi mekânların restorasyonunu ve sonraki kuşaklara aktarılmasını önemsiyor ve bu alanda çalışmalar yürütüyor. Yine belediye olanaklarıyla ve Onur Alp Ersoy'un çabalarıyla çıkarılan “Muğla Kent Tarihi” dergisi aynı zamanda yazılı bir hafıza oluşturma yönünde önemli ve örnek bir adım. Dergide yazıları bulunan Muğlalılar da atölyeye katıldılar.
Muğla, kent yaşamının, Bodrum- Marmaris-Fethiye-Dalaman gibi turistik yerlerin ortasında sessiz sakin sürdüğü bir alan gibi. Yollar 50'lerde yapıldığı için o tarihlere kadar deve kervanlarının en çok tercih ettiği güzergâhlardan biri olmuş. O nedenle kentin içinde çok sayıda han ve kervansaray bulunuyor. Bugün neredeyse tümünün içinde ticari yaşamın devam ettiği dükkânlar var. Türkiye- Yunanistan arasında1920'lerde yaşanan nüfus mübadelesi Muğla'da farklı bir yansıma bulmuş. Yerel tarihçilerin bir kısmı bu konu üzerine çalışmalar yapıyor. Kent merkezindeki ‘Saburhane' eski Rum yerleşimi bölgesi. Yine merkezde bulunan eski hapishane binası Müze olarak kullanılıyor. Dışarıdan bakınca hemen büyük avlusundaki yeşilliklerin içinde heykel ve sütun kalıntıları ilgi çekiyor. İçeri girdiğinizde ise 3 bölüm görüyorsunuz: Arkeoloji müzesi, etnoğrafya müzesi ve turolian park. Küçük bir müze fakat önemli tarihi eserleri koruyor.
Amaç...
Muğla Sözlü Tarih Atölyesi'nin amacı, kentle ilgili bir toplumsal hafıza oluşturma eğilimini yaratmak idi. Nihai hedef ise, Muğla ve çevresinde üniversitenin- kurum/akademisyen/öğrenci sacayağında- aktif ve sürekli katılımıyla desteklenecek bir yerel araştırma grubu oluşturmak.Bu hedefe ulaşmak çok uzun sürmeyecek gibi. Çünkü, genel katılıma ve atölyenin son iki günü talep üzerine getirtilen üniversite yayınlarına bakılırsa Muğla'da bu potansiyel zaten var. Restore edilmiş bir konağın Kent Müzesi haline getirilmesi çalışmaları devam ediyor. Bu projeyle ilgili kurumsal kimlik pürüzü çözüldüğünde Muğlalılar'ın kendi çabalarıyla yaşatacakları ve gelecek nesillere miras bırakabilecekleri bir müzeleri olacak.
(Şimdi yazarken hatırladığım hoş bir anektod: Ersan atölye sonunda Ankara'ya dönerken, festivale katılmak üzere Muğla'ya gelen Mihriban Tanık ile karşılaşmış bir mola yerinde; Mihriban hanım atölyenin nasıl geçtiğini sorunca Ersan, ‘Hani Muğlalılar zaten bu işi yapıyorlardı, biz Ankara'dan İstanbul'dan gelip, onların birbirleriyle buluşmalarını sağladık' demiş, ki gerçekten böyle oldu.)
Katılım...
Atölye katılımcılarını, sözlü tarih çalışmaları yapan akademisyenler, bağımsız araştırmacılar, yerel tarihçiler, folklor araştırmacıları, çoğunlukla Muğla Üniversitesi Sosyoloji bölümünden öğrenciler, biz belgeselciler ve kentle ilgili belli bir hafızaya sahip Muğlalılar oluşturuyordu. Etkinlik içinde öğrencilerin heyecanla yer almaları ve neredeyse bütün sunumları dikkatle izlemeleri tüm katılımcılara şevk verdi sanırım.
Konuşmalar, sunumlar ve soru-cevap turlarında ses kaydı yapıldı. Ben kamerayla ara ara çekimler yaptım. Ayşe hoca, ses kayıtlarını öğrencilerine deşifre ettireceğini ve metinleri sunum yapanlara yeniden gönderip tashih ettirerek bir kitapçık hazırlayacaklarını söyledi. Bu çalışmayı üniversiteden Özlem Şahin ile yürütecekler. Ben de en kısa sürede, gelecek yılki atölyeye kadar bir motivasyonu canlı tutar ümidiyle, yaptığım çekimlerden kısa bir özet hazırlayıp katılımcılara göndermeyi amaçlıyorum.
Organizasyona dair...
Atölye içeriğine geçmeden önce organizasyon kimliğine dair birkaç not düşmek faydalı olabilir. Birincisi; Muğla'da böyle bir etkinlik gerçekleştirme fikri, 2003 yılı sonlarında Türkiye- Yunanistan Belgesel Film Festivali tasarlanırken ortaya çıkmıştı. Bülent Tanık'ın aracılığıyla bir görüşme yapan Enis Rıza ve Muğla Belediye Başkanı Dr. Osman Gürün, belgesel festivalinden sonra ilgili tarafları buluşturacak bir sözlü tarih atölyesi gerçekleştimeye karar vermişlerdi. Belediye basın işlerini yürüten Hasan Önkaş ve Onur Alp Ersoy'un ilgileri ve Muğla kent potansiyeli bu atölyenin gerçekleştirilmesinde önemli faktörler oldu.
İkincisi; atölyenin gerçekleşmesinde Enis Rıza'nın ve Muğla Üniversitesi Sosyoloji bölümünden Prof. Dr. Ayşe Durakbaşa'nın çabalarının altını çizmek gerekiyor. Çünkü, program ve içerik organizasyonu kendilerine ait. Aslında atölye programının, Enis Rıza'nın ilk tasarımına göre hayli sıkışık olduğunu söylemek lâzım. İlgiyle takip edenler için her atölye günü, sözlü tarih çalışmaları üzerine ciddi bir zihinsel faaliyet gerektiriyordu. Diğer yandan da, Ayşe hocanın, imkân bulunup bu kadar kişi biraraya toplanmışken olabildiğince çok ve farklı konuların ele alınmasını sağlama kaygısı da anlaşılabilir.
Bir üçüncü not; Sözlü Tarih Atölyesi ile ondan bağımsız Türkiye-Yunanistan Belgesel Film Festivali'nin peşpeşe gerçekleşmesi bir tesadüf/mecburiyet oldu. İkisinin peşpeşe gelişi, başka bir şehirde süresi toplamda bir haftayı bulan bir etkinliğe katılmanın zorluğunu gündeme getirdi. (üniversiteden izin alma, sürdürülen işlerle ilgili zorunluluklar, öğrencilerin sınavları vb...)
Finansman açısından ortaya çıkan tabloyu karşılamak belediyenin üstlendiği iş idi. Genel olarak çok maliyet gerektirmese de, diğer şehirlerden gelen atölye katılımcılarına dair harcama kalemlerinin festival bütçesini etkilediği görüldü.
Ve atölye...
1. gün
Kayıt formlarının doldurulmasının ardından Belediye başkanı Osman Gürün, Enis Rıza ve Prof. Dr. Ayşe Durakbaşa açılış konuşmalarını yaptılar. Sözlü tarih yönteminin önemi ve atölye içeriği hakkında bilgiler verildi.
İlk oturum Muğla Üniversitesi öğretim üyesi Mehmet Naci Önal 'a aitti. Önal, esas olarak Muğla'nın sözlü kültürüne ve folklor özelliklerine yönelik bir sunum yaptı. Sözlü kültürün oluşumunda yerel ve sözlü tarih çalışmaları sonuçlarını nasıl değerlendirdiklerini anlattı. Mehmet Naci Önal, bu konular üzerine çokça araştırma yapmış bir akademisyen. Muğla'da yöre yaşantılarında hâlâ görülen ‘bebek tuzlama, 3 günlük düğün, kazan kaldırma' gibi doğum-düğün-ölüm âdetlerini örneklerle aktardı. Doğumla ilgili âdetlerden bir tanesi çok ilginç: Çocuğu olmayan ya da doğumdan sonra ölmüş olan bir ailenin sağlıklı bir çocuğu olunca, bebek pencereden bir başkasına satılır, satılan kişi daha sonra kapıya gelir ve aile bebeği o kişiden tekrar satın alırmış. Bebek tuzlama ilgili olarak da, çocuk korktuğu zaman anneye ‘ağzına tuz ekmedin mi ki korkuyor' denirmiş... M. Naci Önal, Yatağan-Dalaman- Ortaca- Düverek- Milas- Fethiye yörelerine ait inanışlarla da ilgili pek çok örnek verdi. Fakat genel olarak tüm bunların şamanik-Orta Asya kökenli âdetler olduğunu belirtmesi katılımcıların bir kısmının tepkisini topladı. Özellikle Anadolu'da farklı inanışların birbirine benzer ritüeller taşıdığı gözönüne alınırsa, araştırma bulgularını sadece bir kaynağa bağlayarak değerlendirmenin eksik ve yanıltıcı olacağı vurgulandı.
Öğle arasından önceki oturumda ise Prof. Dr. Ayşe Durakbaşa, Şehbal Şenyurt ve Hayriye Özsoy sunumlarını yaptılar. Durakbaşa, Kent Tarihi ve Aile Tarihleri ne dair genel bir çerçeve çizdi. Referans olarak, İngiltere'deki orta sınıf aile hikayelerinin yer aldığı “Family Fortunes” adlı bir kitaptan bahsetti. Şenyurt, ‘ Aile belgeleri: Sandıklarımızdan Yolculuklar ” başlıklı kısa konuşmasında aile katılımcıları aile arşivleriyle ilgilenmeye davet etti. En son söz alan Hayriye Özsoy , bütün detaylarıyla ve masalsı bir havayla anlattığı Yerkesikli (Muğla'nın bir beldesi) Ömer Ağa hikayesinde ve anılarında ‘aile tarihlerindeki efsaneleştirme' kavramını gündeme getirmiş oldu.
Öğleden sonra, Ersan Ocak “Kentsel mekân okuması ve sözlü tarih ilişkisi” ne dair bir sunum yaptı. Sunumunda, sözlü tarih açısından ‘kent'-‘yer' gibi mekânsal terimlerin nasıl kavramsallaştırılabileceği, sözlü tarih anlatılarında mekânsal verilerin nasıl oluşturulabileceği, bu anlatılarda ortaya çıkan mekânsal verilerin/ hikayelerin nasıl anlamlandırılabileceği ve kentsel mekân kategorileri içinde minor mekânların (meydan, anıt, büyük yapılar, sokak, ev, avlu, balkon, oda, ev eşyası vb) sözlü tarih çalışmasına ne tür açılımlar getirebileceği üzerinde durdu.
Üretilen bilginin aynılığı karşısında, ‘kıymet vermek'le işe başlayan sözlü tarihin ‘farklılaşan bilgi (differencial out)'nin ortaya çıkışını sağladığının altını çizdi. ‘Fenni' ve ‘sıhhi' olmak üzere iki temelde yapılan mekân okuma pratiklerinde, bu iki tarafın göremediklerini aramanın ve böylece mekânı kullananların farklılaşan bilgilerini edinmenin önemini anlattı. ‘Cumhuriyet Kadınları' adlı belgeselde bu bakış açısının nasıl yansıdığını ifade eden örnekler verdi. Ersan'ın referans verdiği bir kaynak: “Modernizmin Kuruluşunda Mekânın Rolü”- Ünal Nalbantoğlu.
Ersan'dan sonra yine Muğla Üniversitesi'nden Nurgün Oktik, ‘Kurumlarla Kesişen Yaşam Öyküleri: Köy Enstitülü Öğretmenler ve Diğerleri' başlıklı konuşmasında, köy enstitüsü mezunu kadınlarla 1996 yılından beri yürüttüğü çalışmasından ve Muğla'daki huzurevi üzerine 3 yıldır süren projeden bahsetti.
İlk günün son oturumunda sırasıyla Bayram Akça, Elçin Macar ve Ertuğrul Aladağ söz aldılar. Muğla Üniversitesi'nden Bayram Akça yöreli ve neşeli üslubuyla oldukça keyifli bir ‘ Belge Tarihçiliği ve Sözlü Tarih: Muğla'da Mübadele tarihi' sunumu yaptı. Ardından Yıldız Teknik Üniversitesi öğretim üyesi Elçin Macar ‘Mübadele ve Gidenler' adlı konuşmasında mübadele anlaşmasıyla Yunanistan'a gidenleri farklı yönleriyle el aldı. Ve ilk günün son konuşmacısı Muğlalı mimar Ertuğrul Aladağ, ‘Toprak Damdan Modern Konuta Evrilmek ve Cinsellik' temalı sunumunda kendisinin de pek emin olmadığı savlar ortaya atarak, herkesi şaşırttı...
2. gün
Sabah oturumunda, Muğla Üniversitesi'nden Özlem Şahin ve Fatih Güngör sözlü tarih yöntemiyle bir toplumsal direnişi belgelemeyi yaptıkları çalışmadan örneklerle anlattılar. Şahin ve Güngör, Yatağan'da özelleştirmeye karşı verilen mücadeleyi sözlü tarih çalışmasıyla belgeliyorlar.
Öğle arasına kadar, İstanbul Üniversitesi'nden Serpil Çakır “sözlü tarih projelerinde görüşme teknikleri” , Muğla Üniversitesi'nden Oya Dinçer Durmuş ise “sinema-sözlü tarih ilişkisi” üzerine görüşlerini sundular.
Öğleden sonra, Enis Rıza, Nalân Sakızlı, Ebru Şeremetli ve ben VTR Araştırma Yapım Yönetim olarak gerçekleştirdiğimiz sözlü tarih çalışmaları ve belgesel sinemada sözlü tarihin kullanımı konusunda deneylerimizi aktardık. ‘Belgesel Sinema ve Sözlü Tarih' ana başlığındaki sunumumuzda; belgesel filmde araştırma, belgesel filmde sözlü tarih yöntemi ve insan ilişkileri, ekip çalışması, arşivleme, belge ve fotoğraf okuma/arşivleme, sözlü tarih çalışmasında kamera ve ışık kullanımı, etik meseleler, çekim devamlılığı ve sözlü tarih dokümantasyonu, söyleşi haritası çıkarma, söyleşi deşifreleri ve çözümleme yöntemi gibi teorik ve pratik bir çerçeve çizdik. Anlatımlarımızı 1998 yılında yaptığımız‘Cumhuriyetin Hayalleri' belgeseli için gerçekleştirdiğimiz sözlü tarih çekimlerini ve ilgili teknik aşamaları yansıtan dokümanları göstererek somutlamaya çalıştık. Şu an üzerinde çalıştığımız ‘Yeni Bir Yurt Edinmek (mübadelede Nea Makri'ye giden Fethiyeli Rumların öyküsü)' ve ‘Gençlik Köprüsü (1969, Zap'a Köprü Kampanyası) konulu iki ayrı belgeselimizin çekimleri sırasında yaşadığımız sözlü tarih anılarını paylaştık. Sosyal bilimcilerin, belgesel film yapımında sözlü tarih yöntemini kullanırken kendileriyle aynı temel kayguları ve etik duruşu taşıdığımızı gördükten sonraki değerlendirmelerini duymak çok keyifli oldu. Özellikle Enis Rıza'nın belgesel sinemada sözlü tarihe yaklaşım yöntemi- farklılaşan boyutlar ve Nalân Sakızlı'nın sözlü tarih yapılacak kişilere ulaşma yöntemleri konusundaki sunumları ilgi çekti. Ebru'nun çok kısıtlı bir zaman içinde anlatmaya çabaladığı ‘dokümantasyon' teknikleri ise sözlü tarihin gerektirdiği detaylı-titiz ve disiplinli çalışmanın temel koşullarını yansıtıyordu.
Bugünün son oturumu yerel ‘Devrim Gazetesi' sahibi Ünal Türkeş ile eski Muğla belediye başkanı-milletvekili-bakan Erman Şahin'e ayrılmıştı. Ünal Türkeş , yanında getirdiği değerli arşiv fotoğrafları eşliğinde ve büyük bir heyecanla ‘Cumhuriyeti Kucaklayan Muğla' adlı bir konuşma yaptı. Erman Şahin de ‘Muğla'da Yerel Gazetecilik ve Yerel Siyaset' konusunda özellikle 1965-1995 yıllarında siyaset alanında yaşadığı kişisel deneyimlerini aktardı. Erman Şahin, birbirinden bağımsız düşünülemeyecek bu iki alanının renkli öykülerini anlatırken bu konuyla ilgili bir kitap hazırlamakta olduğunu da belirtti.
3. gün
Genel değerlendirme oturumuna kadar, Yıldız Teknik Üniversitesi'nden Esra Danacıoğlu ‘Yerel Tarih- Sözlü Tarih İlişkisi', Muğla Üniversitesi'nden Hatice Kurtuluş ‘Kent Tarihinin Mekândaki İzleri', yerel tarihçi Mehmet Ali Eren de dia gösterisi eşliğinde ‘Muğla'da İlkler-Muğla Tarihinden Bir Kesit' konularında sunumlar yaptılar.
Bu bölümde özellikle Hatice Kurtuluş'un çalışmasının etkileyici olduğunu vurgulamak gerekir. Muğla'da eski Rum yerleşimi olan Saburhane bölgesinin harita üstündeki gerçekliğiyle, sözlü tarih anlatılarında ortaya çıkan gerçekliğin çakışmalarını örneklerle açıklayan Kurtuluş, bu şekilde ortaya çıkan mekânsal bilgilerin kent tarihi açısından önemini altını çizdi.
Bu sunumlardan sonra, Muğla Üniversitesi Sosyoloji Bölümü'nden Ayşe Durakbaşa'nın öğrencileri, yaptıkları sözlü tarih çalışmalarını ve deneyimlerini anlattılar. Soru-cevap turundan sonra, Ayşe Durakbaşa katılımcılara bu 3 günlük atölyeyle ilgili görüşlerini sordu. Söz alan katılımcılar bir yandan böyle bir çalışmayı çok uzun süredir beklediklerini vurgularken bir yandan da önümüzdeki atölyerle ilgili hayallerini anlattılar.
Muğla Sözlü Tarih Atölyesi, Enis Rıza'nın, sözlü tarih atölyesi ve Muğla kentine yönelik kendisinin ve katılımcıların görüşlerini yansıtan proje önerilerini sunması ile son buldu.
Bu öneriler önümüzdeki günlerde Muğla Belediye başkanına ve ilgili kurum ve kişilere bir rapor olarak sunulacak.
Bahriye Kabadayı
|